Jump to content

Genel Araştırma

'pct' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • Site Yönetimi ve İçeriği
    • Duyurular ve Güncellemeler
    • Peptid Türkiye - Referansları
    • Öneri - İstek - Şikayet
    • Konu Dışı
  • Peptidler
    • Peptid kürleri / Genel
    • Genotropin - GH
    • İnsülin Hormonu
  • Anabolik Steroidler ve Diğer Hormonal Ürünler
    • Steroid / Genel
    • Steroid Kürleri / Genel
    • Bulk Kürleri
    • Definasyon Kürleri
    • Ürün kullanımı
    • Steroid kür içi ve sonrası MCT & PCT
    • Yarışmalar
    • Marka Analizleri
    • İstihbarat
    • Sarm / Genel
  • Fiziki gelişim günlüğü
    • Üyelerin Kür Günlüğü
    • Üyelerin Öncesi ve Sonrası
  • Beslenme ve Antrenman Kategorisi
    • Beslenme
    • Supplementler
    • Yemek Tarifleri
    • Antrenman programları

Takvimler

  • Community Calendar

Araştırmada 58 sonuç bulundu

  1. YOHIMBE TARİHİ Yohimbe ilk olarak Pygmies ve Batı Afrika’da afrodizyak nitelikleri için keşfedildi ve kullanıldı. Batı Afrika’nın Bantu konuşan kabileleri, günümüzde güçlü afrodizyak etkileri nedeniyle yohimbe kullanıyordı. Fakat bu Batı Afrika kabileleri, aynı zamanda ateş, cüzzam ve öksürüklerin bir tedavisi olarakda onu gördüler. Aynı zamanda, kalp hastalıkları ve lokal anestezi için onu kullanılmıştır. Afrodizyak olarak daha yeni bir kullanım öyküsü ve bir halüsinojen olarak bulunur.19üzyılda, bazı Alman misyonerleri Batı Afrika’dayken keşfe çıkmış ve onu hızla popüler hale getiren Avrupa’ya geri getirmişlerdir. Yohimbe ağacının adı “aşk ağacı” olarak adlandırılmıştı. 1960’larda Amerikan hükümeti, ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nin aslında bir afrodizyak olarak işe yarayıp yaramadığını görmek için bilimsel testler yürütmesini emretti. Bu bilim adamları, aslında, özellikle erkekler için bir afrodizyak olduğunu keşfettiler. Ancak, ne yazık ki, organik iktidarsızlıktan muzdarip olanlara yardım edememektedir. Bu çalışmalar ayrıca, yohimbe’nin dokunma hissini arttırmaya yardımcı olduğunu da bildirmiştir. YOHIMBE Afrika da yohimbe ağacından elde ediliyor. Erkeklerde testosteron hormonunu artırıyor. Doğal viagra diye piyasada tanınıyor ve Amerika'da kullanılıyor. Avrupa'da da ayni şekilde kullanılıyor. Yağ yakıcı özelliğinden dolayı hem kadın fitness grubunda hemde vücut geliştirmeciler diyetlerinin vazgeçilmez ürünlerindendir. En pis bölgeler olan göbek ve bel alanlarındaki ve vücut genelindeki tüm yağların başlıca düşmanı olan bir üründür. Diyet döneminde Efedrinle beraber alınırsa inanılmaz etki gösterdiği gözlenmektedir. Yohimbinin hem anabolik hemde yağ yakıcı etkisi olduğunu söylenmektedir. Kullanımı: Yağ yakmada alınacak günlük doz 30mg. Bunu 3 öğüne bölmek şart. Kadınlar için 15-20mg Çok yağlı olanlar günlük 50mg Yohimbie almalılar. 2 ay boyunca alındıktan sona ciddi bir etki görülür. Yohimbin yemeklerden önce alınmamalı çünkü karbonhidratlar yohimbe'nin etkisini azaltıyor. Yohimbe sabah aç karnına ve iki öğün arasında alınır. Zararları: Dozlar artarsa, baş ağrısı, kusma ve ishal görülür. Yohimbine kaygıya yatkın bireylerde aşırı endişe yaratabilir. Yohimbine, bipolar bozukluğu olanlarda manik psikoz veya intihar olaylarını tetikleyebilir. Yohimbine kaygıya yatkın bireylerde aşırı endişe yaratabilir. Yohimbine, bipolar bozukluğu olanlarda manik psikoz veya intihar olaylarını tetikleyebilir. Birçok supplementteki yohimbin’in fiili dozu, etiketlenmiş doza göre% 25-150 arasında değişmektedir. Tavsiye : Özellikle pct ve yağ yakım dönemlerinde kullanılmasını tavsiye ediyorum. Not : Ortalama 3,4 yıldır çalıştığım %100 eczane ürünü saf yohimbe. Sipariş ve detaylı bilgi için : info@peptidturkiye.com
  2. Eczanelerde bu ilaçlar reçeteyle mi satılıyor öyleyse nasıl alabiliyorsunuz ? Forumda arama yaptım bulamadım varsa böyle bir başlık affola.
  3. Herkese merhaba , 10 haftalık sustanon + enenthat küründen çıkalı neredeyse 6 ay oldu ısrarla düzelmeyen cinsel isteksizlik ve buna bağlı olarak sertleşme problemi hala devam etmekte. Kürün ilk 4 haftası 500 sustanon kullandım daha sonra 600 enenthat ile devam ettim. Son enjeksiyon yılbaşından 10 gün önce yapımştım. Testislerimde fazla küçülme olmadığı için vücudumun kendi kendine toparlayacağını düşündüm ancak aradan 6 ay geçti şu an durum iyi değil libido nadiren geliyo gidiyor sabah serteşmeleri 3-4 günde bir yüzde 50 civarı oluyor.Uykum berbat halde ,sürekli yorgun uyanıyorum son 1 haftadır depresyon belirtileri gösteriyorum aşırı derecede , cinsel ilişkiden soğumak ve kaçınmak bunun başlıca sebeplerinden. Şu an testislerim normal boyutta. 1 aydır düzenli zinc , d vitamin , tribulus, arginine, yohimbin , keçibyonuzu özü kullanmaktayım ancak bi gelişme görmedim. Bir pct yapmalı mıyım? Bunun için çok mu geç ? Endokrin kendi haline bırakmamı söledi ancak psikolojik olarak aşırı yıprandım yardımlarınız bekliyorum.Şimdiden teşekkürler. 8 Mayıs da yaptırdığım kan testi aşağıdadır 2 gün sonra tekrar test yaptırıp sonuçları buraya atıcam.
  4. Pregnyl hakkında

    Pregnyl hakkında forumda çok fazla bilgi kirliliği gördüğüm için bu konuyu açma gereği duydum. Pregnyl ne zaman kullanılır, ne işe yarar? Temiz bir dille anlatmaya çalışacağım. Arkadaşlar pregnyl HPTA açmaz. Tam tersine HPTAyı baskılar. Çünkü pregnyl bir hormondur esasında, lh fsh ı taklit eder. Dolayısıyla pregnyl in kullanım amacı, lh ve fshtan aylarca uzak kalmış olan testislerin kendine gelmesini sağlamaktır. Eğer kür kısaysa, nor19 türevleri yoksa ya da testislerde fazla küçülme yoksa; pregnyl kullanılmayabilir. Şimdi gelelim "ne zaman kullanılmalı" konusuna. Nolvadex ve klomen hpta açan, pregnyl ise tam tersine hpta kapatan bir ilaç olduğu için ASLA aynı anda kullanılmamalıdır. Pregnyl e başlayacağınız tarihi öyle bir ayarlamalısınız ki, SON pregnyl iğnesi; nolvadex ile klomenin BAŞLANGIÇ tarihine denk gelsin. Örneğin: diyelim ki planınız 10 gün boyunca her gün 500 iu pregnyl vurmak ve son iğneniz testosteron enantat. Son iğneden 24 gün sonra nolvadex/klomen e başlanacağı için, 14. Gün civarlarında pregnyl e başlanılmalı. Böylece 24. Gün geldiğinde son pregnyl dozajı bitmiş olucak. Nolvadex/klomen e ne zaman başlanır? Bir ilaç vucuttan tam olarak ne zaman atılırsa o zaman başlamak, en verimlisi olacaktır. Mesela testosteron enantatın yarı ömrü 4.5 gün olduğu için (10.5 değil) 4.5x5 yani 23.5 gün sonra nolvadex klomen başlanabilir. Standart olarak bilinen 10.5x2=21 gün mantığı yanlıştır. Bir ilacın vucuttan tam olarak atılması 5 kez yarılanması ile olur. Eğer testosteron enantat yarı ömrü 10.5 gün olsaydı, 30 40 gün sonra bile hala vucutta testosteron bulunurdu.
  5. Martın ortalarında kestim bu kürü terapi gibi düşünerek girdiğim bir kürdü rahatlama açısından. 1-10 Trenace- 75mg 1-15Testoprop - 300mg Poroviron Pct yapmadım 2.5 aya yakın oldu ve şuan değerlerim. Prolaktin- 25nq FSH - 7.17mIu LH - 8.39 TotalTesto - 843nq TSH - 2,69mIu Libidomda problem var ama kafaya takma aşamalarını geçtim bu işteysek inişlere çıkışlara katlanicaz şuan sakin bir şekilde ne yol izlemeliyim yardmcı olursanız sevinirim. Testislerdede ufalma var.
  6. Kürüm.... 12 hafta - Testosteron prop.. 300mg 10 hafta - Trenbolon acetat 75,5 Pct yapmadım 1 buçuk ay oldu. Sonuçlarm bunlar ve ereksiyon sorunu var @metinav hocam yorumun değerli benim için
  7. Mineral bor, metabolizmada bitki, hayvan ve insan sağlığı için gerekli olan ve dünyadaki yaşamın evrimi için son araştırmaların gösterdiği hayati derecede önemli rollere sahip bir mikro besindir. Faydaları şu şekilde özetlenebilir: (1) Kemiğin büyümesi ve bakımı için gereklidir (2) Yara iyileşmesini büyük ölçüde hızlandırır (3) Vucudun östrojen, testosteron ve D vitamini kullanımını faydalı bir şekilde etkiler (4) Magnezyum emilimini arttırır (5) Yüksek hassasiyetli C-reaktif protein (hs-CRP) ve tümör nekroz faktörü a (TNF-a) gibi enflamatuar seviyelerini azaltır (6) Süperoksit dismutaz (SOD), katalaz ve glutatyon peroksidaz gibi antioksidan enzimlerin seviyelerini arttırır (7) Pestisit kaynaklı oksidatif strese ve ağır metal toksisitesine karşı koruma sağlar (8) Yaşlılar için beynin elektriksel aktivitesini, bilişsel performansını ve kısa süreli belleği geliştirir (9) S - adenosil metiyonin (SAM-e) ve nikotinamid adenin dinükleotid (NAD + ) gibi anahtar biyomoleküllerin oluşumunu ve aktivitesini etkiler (10) Prostat, servikal ve akciğer kanserleri ve multipl ve Hodgkin dışı lenfoma gibi bir takım kanserlerde önleyici ve tedavi edici etkiler göstermiştir (11) Geleneksel kemoterapötik ajanların yan etkilerini iyileştirmeye yardımcı olabilir Özet: Bu makale öncelikle kemik gelişimi ve rejenerasyonu, yara iyileşmesi, seks steroidleri geliştirilmesi, D vitamini üretimi ve metabolizması ile kalsiyum ve magnezyumun emilimi, kullanımı da dahil olmak üzere borun insan sağlığı üzerindeki en belirgin etkilerine odaklanmaktadır. Ek olarak, bor, artriti hafifletmeye ve beyin fonksiyonunu iyileştirmeye yardımcı olabilecek anti-enflamatuar etkilere sahiptir ayrıca borlanmış bileşikler şu anda çeşitli kanser türlerinin tedavisinde kullanılır ve önemli antikanser etkileri göstermiştir. Kemik Büyümesi ve Bakımı: Bilim adamları, yıllardır borun sağlıklı kemikler için gerekli olduğunu biliyorlar. 1985 yılında ABD Tarım Bakanlığı (USDA), düşük borlu bir diyet (119 gün boyunca 0.25 mg / gün) uygulanan menopoz sonrası kadınların (n = 12) 3 mg / gün ile takviye edildiği bir deney gerçekleştirdi. Bor takviyesi ile kadınların günlük idrar kalsiyum atılımının % 44 azaldığı görüldü. Bor osteogenezde önemli bir rol oynar ve eksikliğinin kemik gelişimini ve rejenerasyonunu olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Bu eser mineral, kalsiyum kaybının ve kemik demineralizasyonunun önlenmesini, steroid hormonlarının üretimini ve aktivitesini etkileyerek yapar. Bor takviyesinin art arda hem kalsiyum hem de magnezyumun idrar atılımını önemli ölçüde azalttığı ve postmenopozal kadınlarda serum estradiol ve kalsiyum emilim seviyelerini arttırdığı gösterilmiştir. Bor, D vitamini kullanımını faydalı bir şekilde etkiler. Bor ile takviye edilen, D vitamini eksikliği olan hayvanlarda kemik büyümesini uyarır ve D vitamini eksikliğinin karakteristiği mineral metabolizmasındaki işlev bozukluklarını azaltır. 2010 yılında, borun osteogenez üzerindeki etkilerinin altında yatan mekanizmaları inceleyen bir araştırma yayınlandı. Borun, doku mineralizasyonu ile ilgili genlerin ekspresyonunu ve kemik büyümesi ve döngüsünde yer alan anahtar hormonların (17β-estradiol [E2], testosteron ve D vitamini) hareketlerini düzenleyerek osteoblastların mineralizasyonunu indüklediği belirlenmiştir. Yara iyileşmesi: 1990'da borun yara iyileşmesini önemli ölçüde iyileştirdiği gösterilmiştir. Derin yaralara % 3 borik asit çözeltisinin uygulanması, yoğun bakımda gereken süreyi üçte iki oranında azalttı. 2000 yılında, insan fibroblastları kullanılarak yapılan in vitro araştırmalar, bir borik asit çözeltisinin, hücre dışı matris üzerindeki etki yoluyla yara iyileşmesini geliştirdiğini göstermiştir. 2002 yılında yayınlanan diğer in vitro çalışmalar, borun bu yararlı etkilerinin fibroblastlarda bulunan spesifik enzimler üzerindeki doğrudan etkilere bağlı olduğunu ortaya koymuştur (elastaz, tripsin benzeri enzimler, kollajenaz ve alkalin fosfataz). Hayvan bağ dokusundaki en yaygın hücreler olan fibroblastlar, hücre dışı matrisi ve kolajeni sentezler ve yara iyileşmesinde kritik bir rol oynar. Bor, bu anahtar enzimlerin fibroblastlardaki aktivitesini kolaylaştırır, böylece hücre dışı matris devir hızını artırır. Hücre Dışı Matris Proteinlerin İfadesi: Borun etkilerinin arkasındaki mekanizmalar, çok çeşitli hücre dışı matris proteinlerinin haberci RNA (mRNA) ekspresyonu, sadece yara onarımına dahil olanları değil, aynı zamanda mineralize doku ilişkili proteinler, kollajen tip 1 (COL1), osteopontin (OPN), kemik sialoprotein (BSP) ve osteokalsin (OCN) şeklindedir. Bu eylemlerin birleşik etkileri kemik hücrelerinin mineralizasyonunun yanı sıra osteoblast hücresi canlılığını, proliferasyonunu ve morfolojisini de arttırır. Diğer araştırmacılar tarafından insan kemik iliği stromal hücreleri üzerinde yapılan daha fazla araştırma, borun osteojenik farklılaşmayı arttırdığı mekanizmaların daha önceki keşiflerini doğruladı. Borun ayrıca alkalin fosfataz ve kemik morfogenetik proteinlerinin (BMP'ler) mRNA ekspresyonunu arttırdığı bulunmuştur. Diğer bazı araştırmacılar, borun temel BMP'lerin (BMP-4, BMP-6 ve BMP-7) protein seviyelerini ve runt ile ilgili transkripsiyon faktörü 2'nin (RUNX2) mRNA ifadesini düzenlediğini doğruladı. BMP'ler, dönüştürücü büyüme faktörü β (TGF-β) süper familyasına ait çok işlevli büyüme faktörleridir ve bazıları yeni kıkırdak ve kemiğin oluşumuna neden olur. Borun ayrıca çekirdek bağlayıcı faktör alt birimi a-1 (CBF-a1) olarak da bilinen RUNX2 üretimini düzenlediği belirlenmiştir. RUNX2 osteoblastik farklılaşma ve kemik oluşumu ve kemik bakımı için gereklidir. Osteoblast gen ekspresyonunu ve mezenkimal kök hücrelerin osteoblastlara farklılaşmasını uyarmak için BMP'lerle birlikte çalışan bir transkripsiyon faktörüdür ve olgun osteoblastlarda aktif kalır. Aktif RUNX2 seviyeleri düşürüldüğünde, BSP, OCN, OPN ve COL1 dahil olmak üzere ana kemik-matris proteinlerini kodlayan genlerin ekspresyonu düşer. Seks Hormonlarının Düzenlenmesi: Bor takviyesinden sonra hem erkeklerde hem de kadınlarda artan seks steroidleri seviyeleri gösterilmiştir. 1987 yılında Nielsen ve arkadaşları, daha önce düşük bor diyetinde olan postmenopozal kadınlarda (n = 13) bor takviyesinin, özellikle östrojen için serum estradiol (E2) ve testosteron seviyelerinin önemli ölçüde arttırdığını bildirmiştir. Magnezyum alımıyla kadınlarda, E2 neredeyse iki katına çıkarak ortalama 21.1 pg / mL'den 41.4 pg / mL'ye yükseldi. Testosteron iki kattan fazla arttı ve ortalama 0.31 ng / mL'den 0.83 ng / mL'ye yükseldi. 1997 yılında Naghii ve arkadaşları, 21 sağlıklı erkekde (n = 18) 4 haftalık bor takviyesi sonrasında serum E2 düzeylerinde benzer bir artış bulguları yayınladılar. 1997 yılında sadece 6 haftalık 6 mg / gün bor takviyesi sonrasında, Naghii ve arkadaşları tarafından 20 sağlıklı erkek (n = 8) üzerinde yapılan bir çalışmada, ortalama 11.83 pg / mL'den 15.18 pg/ml'e yükselen serbest testosteronda önemli bir artış olduğu bulunmuştur. E2'de ise, 42.33 pg / mL'den 25.81 pg / mL'e önemli düşüşler kaydedilmiştir. Ölçülen tüm enflamatuar biyobelirteçler de azaldı. İnterlökin (IL) 6, 1.55 pg / mL'den 0.87 pg / mL'ye, yüksek hassasiyetli C-reaktif protein (hs-CRP) yaklaşık % 50 oranında, 1460 ng / mL'den 795 ng / mL'ye belirgin bir azalma ve tümör nekroz faktörü (TNF-a) yaklaşık % 30, 12.32 ila 9.97 pg / mL azalmıştır. Dihidrotestosteron, kortizol ve D vitamini seviyeleri hafifçe arttı. 6 haftalık bor takviyesinden sonra erkek plazma E2 de önemli azalma ve total testosteronun (T) serbest testosterona (FT) dönüşüm oranının daha yüksek olduğu görülmektedir. Sonuçlardan hareketle, borun androjen amplifikatör etkilerine sahip olduğunu söylenebilir. Testosteron moleküllerinin yaklaşık % 98'inin kandaki proteinlere, esas olarak seks hormonu bağlayıcı globuline (SHBG) bağlı olduğu ve biyoyararlı olmadığı iyi bilinmektedir. Bu nedenle, bor takviyesi ile görülen serbest testosteronun artışı, özellikle tipik olarak SHBG seviyelerinin arttığı ve FT seviyelerinin azaldığı yaşlı erkeklerde, önemli faydalı sonuçlar verebilir. D Vitamini Eksikliğinin Önlenmesi: Borun hayvan ve insan çalışmalarında D vitamini eksikliği olan bireylerde serum 25-hidroksivitamin D3 seviyelerini arttırdığı gösterilmiştir. Orta yaşlı erkek ve kadınların (n = 15) düşük borlu bir diyete tabi tutulduğu klinik bir araştırmada (0.23 mg B / 2000 kcal ), yapılan bor takviyesinden (3mg) 49 gün sonra d3 seviyeleri belirgin şekilde yükseldi. 25 (OH) D3 seviyeleri, 44.9 nM'den, % 39 artışla 62.4 nM'ye yükseldi. Benzer sonuçlar, D vitamini eksikliği (serum 25 [OH] D3 <12 ng / mL) olarak önceden belirlenmiş orta yaşlı bireylerin (n = 13) açık bir pilot çalışmasında da görülmüştür. 25 (OH) D3 seviyeleri, kalsiyum fruktoborat, Ca ([C6H10O6] 2B) 2 · 4H20, içeren bir kompleks kullanılarak 60 gün boyunca 6 mg / gün bor takviyesi sırasında incelenmiştir. Çalışma Sırbistan'da, D vitamini durumunun kötüleşeceği bir zaman olan sonbahar-kış geçişi (ekim-ocak) sırasında gerçekleşti. Bununla birlikte, bor takviyesi ile 25 (OH) D3 seviyeleri önemli ölçüde artmış ve ortalama% 20 artış göstermiştir. Bor, D vitamininin yarılanma ve kullanım ömrünü arttırır. Magnezyum Emilimi: Bor, magnezyum emilimini ve kemikte birikmesini önemli ölçüde geliştirir. Magnezyumun kemikte eksikliği bor yetmezliğinin yaygın belirtilerindendir. İnsan vücudundaki magnezyumun yaklaşık% 60'ı, kalsiyum metabolizmasını düzenleyen anahtar enzimler için bir kofaktör olduğu kemikte bulunur. Kemikteki magnezyumun çoğu, apatit kristalinin yapısının ayrılmaz bir parçası olan kortikal kemik üzerinde bulunur. Apatit kristallerindeki yapısal rolünün yanı sıra, osteoblast ve osteoklastlarda ve magnezyumun adenosin trifosfat (ATP) üretimi için temel olduğu ve lipit, proteinde yer alan 300'den fazla enzimin kofaktörü olarak hizmet ettiği tüm canlı hücrelerde magnezyum gereklidir. ve nükleik asit sentezi. Pozitif yükü nedeniyle magnezyum hücre zarlarını stabilize eder, kalsiyumun hareketlerini dengeler ve bir sinyal transdüseri olarak işlev görür. Anti-inflamatuar Etkiler: Borun inflamatuar biyobelirteç düzeylerini azalttığı bir çok çalışma ile gösterilmiştir. Sağlıklı erkek gönüllüleri (n = 8) içeren yeni bir insan denemesinde, 11.6 mg bor ile takviye edildikten 6 saat sonra plazma hs-CRP ve TNF-α seviyelerinde önemli azalmalar ile birlikte plazma bor konsantrasyonlarında önemli bir artış meydana geldi. Bir haftalık 10 mg / gün bor takviyesi, TNF-a'nın plazma konsantrasyonunda % 20, (12.32 pg/mL den 9.97 pg/mL) ve hs-CRP'nin plazma konsantrasyonunda yaklaşık % 50, (1460 ng/mL den 795 ng/mL) ve IL-6 plazma konsantrasyonunda (1.55 pg/mL den 0.87 pg/mL) dikkate değer düşüş gözlenmiştir. Yüksek hs-CRP'nin meme kanseri, obezite ve metabolik sendrom, ateroskleroz, kararsız angina, insülin direnci, tip 2 diyabet, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı, metastatik prostat kanseri, akciğer kanseri, erişkin depresyonu, genç erişkin yaşamında psikoz, koroner kalp hastalığı ve inme ile ilişkili bir risk olduğunu düşünün. Osteoartritte Antienflamatuar Etkiler: Epidemiyolojik kanıtlar, olgu sunumları ve kontrollü hayvan ve insan çalışmaları, osteoartrit (OA) için güvenli ve etkili bir tedavi olarak borun kullanımı için kanıt sağlamıştır. Bor uygulaması ve dünya çapında OA prevalansı arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacılar, bor alımının 1 mg / d'ye eşit veya daha fazla olduğu alanlarda, artrit insidansının % 20 ila % 70 arasında değiştiğini keşfettiler. Buna karşılık, bor alımının genellikle 3 ila 10 mg / gün olduğu bölgelerde, artritin tahmini insidansı % 0 ila % 10 arasında değişir. OA hastalarının femur başlarında, kemiklerinde ve sinovyal sıvısında bor konsantrasyonunun OA olmayan bireylere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Bor yoksunluğu ve takviyesi üzerine yapılan insan çalışmaları, borun eritrosit süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesini önemli ölçüde arttırdığını göstermiştir. 63 gün bor yoksunluğunun ardından 49 gün bor takviyesi 3 mg / gün takip edilen bir çalışmada, SOD, 45 yaşından büyük erkeklerde 2666 U / g Hb'den 3231 U / g Hb'ye, postmenopozal kadınlarda 3091 U / g Hb'den 3169 U / g Hb'ye ve östrojen tedavisi alan postmenopozal kadınlarda 2520 U / g Hb'den 3327 U / g Hb'ye yükseldi. Borun OA hastalarının tedavisinde kullanılmasına yönelik insan klinik kanıtları, ilk olarak Avustralya'da yürütülen ve günde 6 mg bor (sodyum tetraborat dekahidrat) takviyesine önemli ölçüde olumlu yanıt veren çift kör, plasebo kontrollü bir takviye çalışması ile sağlandı. OA olan 20 kişide ilave bor alan deneklerin% 50'si plasebo alanların sadece% 10'u iyileşmiştir. Beyin Aktivasyonu ve Psikolojik Fonksiyonu: Hem hayvanlarda hem de insanlarda bor yoksunluğunun, beynin elektriksel aktivitesinde azalmaya yol açtığı göstermiştir. Olgun sıçanlarda bor yoksunluğu, azalmış yüksek frekans ve düşük frekanslı beyin elektriksel aktivitesi ile ilişkiliydi, azalmış uyarılma ile tutarlıydı, bu da borun hayvanlarda beyin aktivasyonunun korunmasında önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. İnsanlarda, bor yoksunluğu (<0,3 mg / gün) motor hızı ve el becerisi, dikkat ve kısa süreli bellek görevlerinde daha düşük performansla sonuçlanmıştır. Sağlıklı yaşlı erkeklerde ve kadınlarda yapılan bir dizi deney, sınırlı bor alımının beyin fonksiyonlarını ve bilişsel performansı olumsuz etkilediğini bulmuştur. En tutarlı EEG bulgusu, düşük bor alımının, düşük frekanslarda daha fazla aktiviteye ve EEG spektrumunun yüksek, baskın frekanslarında daha az aktiviteye doğru bir kaymaya yol açmasıydı; bu, tipik olarak spesifik olmayan yetersiz beslenme ve ağır metal toksisitesine tepki olarak gözlenen aynı etkidir. Artan düşük frekans aktivitesi, zihinsel uyanıklığın azalması durumlarının karakteristiğidir, uyanıklık ve psikomotor görevleri yerine getirme yeteneğinin azalmasıyla ilişkilidir ve hafıza performansının bozulması ile ilişkilendirilmiştir. Ağır Metal Toksisitesi: Bazı bor bileşiklerinin (borik asit, boraks, kolemanit ve uleksit) ağır metallerin (arsenik trioksit, kolloidal bizmut altkriti, kadmiyum klorür, cıva klorür ve kurşun klorür) neden olduğu genotoksisite üzerindeki etkinliği insan kan kültürlerinde değerlendirildi. Lenfositlerde DNA hasarı oluşturmak için kardeş kromatid değişimi (SCE) ve mikronükleus (MN) deneyleri yapıldı ve oksidatif stres, ana, antioksidan, enzim aktiviteleri ve eritrositlerdeki toplam glutatyon seviyelerindeki değişiklikler tahmin edilerek değerlendirildi. Ağır metal tedavileri, hem SCE hem de MN'nin sıklığını ve oksidatif stresin bir göstergesi olan malondialdehitin plazma seviyelerini arttırdı ve kontrollere kıyasla antioksidan enzim aktivitelerini ve toplam glutatyon seviyesini azalttı. Borla test edilen tüm bileşikler (5-20 ppm), düşük dozda ağır metallerin neden olduğu tüm genotoksik etkileri önemli ölçüde azalttı. Antikanser Etkileri: Giderek artan sayıda kağıt borun antikarsinojenik özelliklere sahip olduğunu göstermiştir. Bor bakımından zengin diyetler ve toprak ve suyun bor açısından zengin olduğu bölgeler, prostat, meme, servikal ve akciğer kanserleri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinin düşük riskleri ile ilişkilidir. Borla zenginleştirilmiş diyetlerin, prostat ve serviks kanseri riskinde önemli azalmalar ve sigara içen kadınlarda akciğer kanseri riskini azalttığı bulunmuştur. Son birkaç yılda, antikanser ajanlar olarak doğal ve sentetik bor içeren bileşiklerin kullanımı, özellikle ameliyat edilemeyen kanserlerde ve yüksek malignitesi olanlarda artmıştır. Bor içeren bileşikler, serin proteazların inhibisyonu, NAD-dehidrojenazlar, mRNA birleştirme ve hücre bölünmesi, reseptör bağlanma taklidi ve apoptozun indüksiyonu dahil olmak üzere çeşitli mekanizmalar yoluyla kanser hücrelerinin fizyolojisine ve çoğalmasına müdahale eder. Prostat kanseri: Bor seviyesi, prostat kanseri insidansı ile ters orantılıdır. Ulusal Sağlık ve Beslenme Muayene Araştırması (NHANES) III verilerine göre, beslenmelerinde 1,8 mg/d'den fazla bor olan erkeklerde, bor alımı 0,9 mg/d den düşük veya eşit olan erkelere kıyasla prostat kanseri riski % 52 daha düşüktü. Yeraltı sularındaki bor konsantrasyonu ile Teksas'taki prostat kanserinin dağılımı arasında yüksek korelasyon ( r = 0,63) bulundu. Borik asit, in vitro insan prostat kanseri hücre çoğalmasını inhibe eder. Bir çalışmada, borik asit farelerdeki prostat tümörlerinin boyutunu azalttı ve tümör dokusunda ve serum prostat spesifik antijenin (PSA) insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1) düzeylerini önemli ölçüde azalttı. Çalışmada, grup başına 10 hayvan içeren üç gurup oluşturuldu. 1. ve 2. gruba gavaj yoluyla borik asit çözeltileri (1.7-9.0 mg /kg) verildi. Kontrol grubuna sadece su verildi. Tümör boyutları 8 hafta boyunca haftalık olarak ölçüldü. Düşük ve yüksek dozda borik aside maruz kalan farelerde tümörlerin boyutu sırasıyla % 25 ve % 38 azalmıştır. İki dozaj için serum PSA seviyeleri kontrol grubuna göre sırasıyla % 88.6 ve % 86.4 azaldı. Dolaşımdaki IGF-1 düzeyleri gruplar arasında farklılık göstermedi, ancak IGF-1'in tümörlerde ekspresyonu bor tedavisi ile önemli ölçüde azaldı. PSA, hem normal hem de kanserli prostat epitel hücreleri tarafından üretilen androjenle düzenlenmiş bir serin proteazdır (enzim) ve hala prostat kanseri için en yaygın olarak kullanılan serum markörüdür. Boronik asidin PSA aktivitesini inhibe ettiği gösterilmiştir. Rahim ağzı kanseri: Rahim ağzı kanseri dünya çapında kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olmakla birlikte, Türkiye'de sadece dokuzuncu sırada yer almakta olup Avrupa ve Kuzey Amerika'dan 2 ila 5 kat daha düşüktür. Her ne kadar bu farkın nedenleri mutlaka sosyokültürel farklılıklar, nüfus temelli tarama programlarının eksikliği veya Türkiye'de daha düşük bir insan papilloma virüsü (HPV) prevalans oranı gibi faktörlerin bir kombinasyonunu içermesine rağmen, serviks kanseri insidansının düşük olduğu öne sürülmüştür. Türkiye'de bor bakımından zengin toprak ile ilişkilidir. HPV, serviks kanserinin ana nedenidir. HPV-16 ve HPV-18, tüm servikal kanserlerin yaklaşık % 95'ine neden olur ve bor, HPV'nin yaşam döngüsüne müdahale eder. Serin proteaz inhibitörleri, HPV E7 onkogeninin ölümsüzleştirme ve dönüştürme kapasitesini azaltır. Bor, insan vücudunda çoğunlukla serin proteaz inhibitörü olan borik asit formunda bulunur. Korkut ve arkadaşları , servikal kansere bağlı histopatolojik bulguların bor açısından zengin ve bor açısından fakir bölgelerle ilişkili olduğunu ortaya koyan araştırmalar yaptıktan sonra içme suyunda daha yüksek miktarda borun HPV dönüşümünü önlemeye ve serviks kanseri insidansını azaltmaya yardımcı olabileceğini öne sürdü. Bu çalışmada, bor bakımından zengin (472 kadın) ve bor fakiri (587 kadın) bölgede yaşayan sosyoekonomik durumu düşük 1059 kadın için servikal smearlarda advers sitolojik bulgu insidansı değerlendirilmiştir. Ortalama bor alımı, bor bakımından zengin bölgelerden kadınlar için 8.41 mg / d ve bor bakımından fakir bölgelerde yaşayan kadınlar için 1.26 mg / d idi. Bor açısından zengin bölgelerden hiçbir kadında serviks kanseri sitopatolojik belirtisi yoktu; bor fakiri bölgelerden 15 kadında sitopatolojik bulgular mevcuttu. Bor Alımı / Tamamlayıcı Öneriler: Bor normal insan beslenmesinin bir parçasıdır, ancak günlük alım, beslenmedeki çeşitli gıda gruplarının oranlarına ve topraktaki bor konsantrasyonlarına bağlı olarak büyük ölçüde değişir. Ortalama toplam bor alımı için bildirilen değerler : Amerika Birleşik Devletleri'nde 1,7 ila 7,0 mg / gün; Meksika'da 1,75 ila 2,12 mg / gün; Avrupa Birliği'nde 0.8 ila 1.9 mg / gün; Avustralya'da 2,16 ila 2,28 mg / gün; ve Kore'de yaklaşık 0.93 mg / gün olarak değişir. Çeşitli, bitki-gıda açısından zengin bir beslenmenin yaklaşık 1.5 ila 3 mg / gün bor sağladığı tahmin edilmektedir. Bitki kaynaklı gıdalar, özellikle meyveler, yapraklı sebzeler, fındık ve baklagiller, bitki kaynaklı fermente edilmiş içecekler (şarap, elma şarabı ve bira) gibi bor bakımından zengindir. Ancak et, balık ve süt ürünleri zayıf kaynaklardır. Fıstık ve fıstık ezmesi, diğer fındık, kuru üzüm, şarap ve avokado da bor alımına en çok katkıda bulunanlardır. Bor için önerilen seviye yoktur, fakat üst alım seviyesi 20 mg/ gün olarak belirlenmiştir. 18 yaş ve üstü yetişkinler için yaklaşık 20 mg / gün olan tolere edilebilir bir miktardır. Dünyanın bor bakımından zengin bölgelerindeki sakinler üzerinde yapılan araştırmalar, 3 mg / gün kullanımın, çok uzak yan etki riski ile fayda sağlayacak bir miktar olduğunu gösterdi. Örneğin, Türkiye'de bir borik asit üretim tesisinde çalışan işçiler için günlük bor alımı ortalama 12.6 mg / gün olup, hiçbir olumsuz etkisi yoktur.
  8. Arkadaşlar herkese hayırlı geceler, Testo E, Boldenon küründen çıktım, önümüzdeki günlerde PCT'm başlayacak fakat Ankara'da Pregnyl ya da Choriomon ilaçlarını nereye baksam bulamadım, bu durumda yapmam gereken nedir, Nereden bulabilirim şu lanet olası ilacı yardımcı olabilecek bir arkadaşım var mı, Teşekkür ederim şimdiden herkese...
  9. 8 hafta only testo 600mg küründeydim son enjeksyondan 3.5 ay geçti , son 1 aydır libidom düşük seviyede zaman zaman sertleşmeyi sürdürmekte problem yaşıyorum testislerimde bi küçülme olmadı,sabah ereksiyonlarım yerinde ancak son 1 aydır libidom çok düşük bundan dolayı da sertleşmeyi sürdüremiyorum. Bugün kan tahlili yaptırdım sonuçları aşağıya atıcam (KÜR SONRASI TESTİSLERDE KÜÇÜLME VE LBİDİODA DÜŞÜŞ OLMADIĞI İÇİN PCT YAPMADIM )
  10. Only testo ve pct maliyeti ?

    Salonlar açılınca kür yapmayı planlıyorum only testo ve pct nin tahmini maliyeti ne kadar olur ?
  11. İyi bir pct dönemi geçirdiğimi düşünüyorum yarın tahlil verip bi bakayım diyorum.Hangi poliklinikte hangi testleri vermem gerekiyor yardımcı olurmusunuz ?
  12. Lütfen bi yardımcı olun lütfen 11.20.2016 dan basladım kür yapmaya 2018 in 1. ayında bıraktım iyi vücud yaptım bu aralıkta pct siz 4 kür yaptım 2018 in 8. ayı chek up a gittim kolestrol problemi çıktı son olarak 3 ay önce gittim herşey temiz sonuçlar şöyle. kortizol 202 FSH 7.12 MlU/ml LH 7.05 mlU/ml testosteron 13.5 nmol/L AKTH 8.07 pg/mL 1 ay 14 gun sonra tekrardan chek up a gıdıcem doktor sorun görmedı ama yatak'da problem yaşıyorum ve delirmek üzereyim yaşım20 lutfen bu doktorlar neden problem yok diyiyor anlamıyorum ve eminim var 2017 deki libidomdan eser yok. durum kötü abiler. not: günlük hayatta sağlık problemi hissetmiyorum
  13. Only testo sonrası nasıl PCT yapılmalı? Ayrıca Ereksiyon sorunu yaşamak istemiyorum. Bu beni çok korkutuyor. Ben her gün mastürbasyon yapan bir insanım. Sadece kadınlara bakarak bile boşalabiliyorum. Mastürbasyon benim yaşam amacım. Sabah ereksiyonları benim hayat pınarım... sevgili hocalarım testo only sonrası ciddi bir problem yaşar mıyım?
  14. Merhaba ilk kürümden çıkmama 2 hafta kaldı, pct ye son enjeksyondan kaç gün sonra başlamalıyım , pregnyl almalı myım ? elimde armidex ve tamoksifen mevcut. (8hafta onlytesto cyp 600mg) Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler.
  15. Pct

    arkadaslar kur sonrasi hangi analizleri vermem lazim
  16. Pct

    Hocam Ben bu Testosteron Enanthate, Deca, Danabol kürünü kullanacağım 10 hafta bana öyle şeyler diyorlar ki yanında şunu alacan bunu alacan yok proviron yok efendim kür boyunca bu ilaçlar dünyanın parası hocam tek bi ağızdan ve işi bilenden öğrenmek istiyorum siz ne yapmamı Önerirsiniz sıfırdan hiç bilgim yok tahlilden tutun da pct sonrası hormonların düzelmesine kadar ne gerekli
  17. Chromiomon

    Merhaba. Hocam bana kür içerisinde 1 adet chromiomon vurdurttu. Ama tek seferde 5000 iu. Yalnız internette baktığım kadarıyla 5000 ini tek seferde vurmak insanı kısırlaştırmaya kadar götürebiliyor. Böyle bir şey var mı acaba?
  18. Yakın zamanda Testo+Boldenon+Tren kürüne gireceğim belki yanına kick start olarak danabol ekleyebilirim. Bu kürde kür içi koruyucu ne kullanabilirim? Deneyimli arkadaşların fikirlerini bekliyorum. Jinekomasti ve Öksürmeye karşı ne gibi önlemler alabilirim
  19. Tsh dalgalanması

  20. Antidepresan & steroid

    Arkadaslar iyi günler Kür icınde veya kür dısı pct döneminde antidepresan kullanılırmı deneyimi olan varmı etki tepki durumu nedir. Antidepresan etkeni : essitalopram
  21. Herkese merhaba, Testosteron enantat - 250 mg Boldenon - 500 mg Yaklaşık 20 haftalık bir kür yaptım. Kür ortasında 2 günde 1 0,25 mg Tren-ace 10 gün kadar kullandım fakat ağır geldiği için Tren'e devam etmedim. Kürün sonuna 1 ay kala Boldenonu kesip Test 250 ile 1 ay devam ettim. Son enjeksiyondan 2 hafta sonra Tamoxifen 20 mg Klomifen 50mg başladım ve şuan yaklaşık 10.günündeyim. İlk 2-3 gün Tamoxifen 40 - Klomifen 100mg olarak başladım). Ruh halim berbat. Çinko, Magnezyum sitrat, C-vit kullanıyorum ancak büyük bir hezeyan ve stres içindeyim. Kortizolü çok yüksek hissediyorum. Bu ikinci kürüm, daha önceki kürde böyle hissetmemiştim. Bu sabah erken saatte aç karınla hormon ve kan testi yaptırdım. Sonuçları ekledim. Yorumlarınızı merak ediyorum, saygılar.
  22. Selam forumun güzel insanları. Burada nice deneyimli kişiler var bunu biliyorum; zira forumun eski üyelerindenim. Madem deneyimli insanlar var gelin PCT hakkında biraz beyin fırtınası yapalım diyorum. Gerçek şu ki okuduğumuz onlarca yabancı makaleler ve kitaplardaki bilgilerle çoğu zaman uygulamalarımızdaki deneyimlerimizin birbirini tutmadığı su götürmez bir gerçek. PCT adı altında geçen kür sonu tedavisinin zibilyon tane farklı uygulaması var. Şimdi Beyin fırtınası ve herkesin kendi fikrini ortaya atacağı konuyu başlatmak üzere bir kaç teori sunacağım lütfen teorilerimi çürütün, ya da onaylayın böylelikle pct konusunda biraz beyin fırtınası yapıp yazılanlardan kendimize işe yarayabilecek bilgiler çıkartarak ufkumuzu genişletebiliriz. 1- HCG iğneleri kür içinde yapılmalıdır. Kür sonunda testosteron yarılanma süresi bittikten sonra yapılırsa estrojenin etkisi vücuda zarar verir. ayrıca yarılanma sonrasında yapılmış bir hcg sürecinde kanda testosteron olmadığından hcg calışıp yeni testosteron üretene kadar vücudu yıkım içine sokabilir. (milyon tane adam ve bir çok makale de benim söylediklerimin tam terisine hcg' nin kür sonunda testosteron yarılanması sonrası yapılması gerekliliğini savunuyor bakalım sizler bu konuda ne diyeceksiniz.) 2- HCG kür içinde ve genelde kür sonunda yapıldığı için HCG bittikten hemen sonra klomen ve tamoksifene başlamak yanlıştır? Çünkü kürün sonunda testosteron alımı ile yanında hcg yapıldığından, hcg bittiğinde kanınızdaki testosteron yarılanmamış olacaktır. Kanınızda dışarıdan alınmış bir testosteron varken de hcg biter bitmez sonraki gün hemen klomenle üretimi uyarmak yanlış olacaktır. Bu yüzden hcg bittikten sonra son iğneniz ne zaman ise yarılanma süresini beklemeniz ve testosteron yarılandıktan sonra klomifen ve tamoksifene başlamanız gerekecektir. 3- Bazı kişiler kürde hcg sonrasında sadece klomifen sitrat kullanımını önerir ama tamoksifen kullanımını önermezler. Bence bu yanlıştır; çünkü klomen ile tamoksifen bitbirlerine pozitif feedback yaparak uyumlu çalışırlar birinin yokluğunda diğeri çalışmayacaktır. evet güzel insanlar, ben savlarımı sundum. teorilerimi çürütebilirsiniz ya da ek bilgilerle destekleyebilirsiniz. hepinizin bilgi birikimi ve deneyimleriniz benim için çok değerlidir. hepinizi çok seviyorum. cevaplarınızı bekliyorum.
  23. 4 senelik kür

    arkadaş çocuk planı olmadığı için 4 senedir kapalı olduğu şimdi fikrinin değiştiğini ve süreci anlatıyor müthiş faydalı bi konu bence herkesin incelemesi gerekir kürümde 8. ayımı doldurmuş bulunuyorum pct girip girmeme konusunda endişelerim varken (yarışma hazırlığı) bu konuya rastlamak süper oldu görüşlerinizi merak ediyorum şimdiden bu güzel aileye HAYIRLI BAYRAMLAR. konu link htpa yı yeniden başlatmakla ilgili bi yazı leyding duyarsızlaşması diye birşey olmadığına dair hcg deri altı ve kas içi enjeksiyon etki farkı linkler konu içinden alınmıştır
  24. Merhabalar kolay gelsin iyi forumlar Çoğumuzun hem fikir olduğu kür esnasında östrojenin kas gelişimi için gerekli olduğunu ve bu yüzden çok fazla baltalanmaması gerektiğini biliyoruz hatta bazılarımız kür boyunca hiç arimidex vb. almıyorlar fakat gyno meselesi cidden çok can sıkıcı bir tehlike farketmeden o dokunun oluştuğuna tanık olursak mazallah ameliyattan başka bir seçenek kalmıyor Sorum şu Hem östrojeni çok fazla düşürmeden hemde jinoyu engelleyebilecek arimidex protokolü var mıdır ? Birde kürün kaçıncı haftası arimidexe başlamak gerekir yoksa ilk enjeksiyonla birliktemi başlanılmalı
  25. Yaklaşık 15 gün sonra son iğnemi vuracağım 15 gün sonrada pct için tahlil yaptıracağım pct esnasında kayıp yaşamak istemiyorum o yüzden neler yapmalıyım ne kullanmalıyım antrenmanda ağır girmemeyi düşünüyorum hormonsuz tamir edemiyeceği için tüm hocalarımın yanıtlarını bekliyorum

Copyright © 2010 Peptid Türkiye. Tüm hakları saklıdır.

5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Şikayet; info@peptidturkiye.com Adresine mail atıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır.


Tıbbi Sorumluluk Reddi / Yasal Uyarı! Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Doktorunuza Danışmadan sitede yer alan diyet ve benzerine başlamayınız.
×